"Erbakan; Gençlik ve Heyecan" anma etkinliği... Ali Babacan: "Adil, demokratik ve umut dolu bir Türkiye için gece gündüz demeden çalışacağız"

"Erbakan; Gençlik ve Heyecan" anma etkinliği... Ali Babacan: "Adil, demokratik ve umut dolu bir Türkiye için gece gündüz demeden çalışacağız"

(ANKARA) - DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Ankara'da düzenlenen "Erbakan; Gençlik ve Heyecan" programında Necmettin Erbakan'ın gençliğe verdiği önemi vurguladı. Erbakan’ın "Dünyaya yön veren ve tarihe şan veren hareketlerde itici güç her zaman gençler olmuştur" sözlerini anımsattı. Gençlerin Türkiye için umut olduğunu, ancak şu anda mutsuz ve ümitsiz olduğunu belirten Babacan, "Gençler için ve gençlerle beraber bu ümitsizlik duvarını yıkmak zorundayız" dedi.

Ankara'da düzenlenen "Erbakan; Gençlik ve Heyecan" programına katılan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, ülkedeki gençlerin mutsuz ve ümitsizliğine dikkat çekti. Erbakan'ın gençlere hitaben sözleri hatırlatan Babacan konuşmasında şunları kaydetti:

"Bakın Erbakan hocamız yıllar önce ne demiş. 'Dünyaya yön veren ve tarihe şan veren hareketlerde itici güç her zaman tarih boyunca gençler olmuştur. Çelebi Mehmetleri, Fatihleri yetiştiren bu coğrafya bağrından sayısız kahraman çıkartmıştır. Yine çıkartacaktır Kıymetli gençler, insanların hayrı ve saadeti için tüm gücünüzle çalışın. Her nefesin hesabının verileceğini bilerek hayır yolunda çalışın. Ömrünüzün sonuna kadar insanlığa hizmet edin' demiş. İşte böyle söylemiş hocamız. Ancak bugün, gençlerimiz Türkiye genelinde şöyle baktığımızda kahir ekseriyeti mutsuz. Belki de daha önemlisi ümitsiz. Gençler için ve gençlerle beraber bu ümitsizlik duvarını yıkmak zorundayız. Hep söyleriz gençler ülkenin yarınlarıdır deriz. Ama, gençler aynı zamanda bu ülkenin bu günleridir. Yarınlar deyip sorumluluktan kaçamazsınız. Daha adil, daha demokratik ve umut dolu bir Türkiye için gece gündüz demeden çalışacağız. Yeter ki bu ülke adaletle yönetilsin. Yeter ki bu ülke liyakatlı kadrolarla yönetilsin.

"Kadınları, çocukları hunharca öldürdükleri topraklara çöküp, sahilde güneşlenecekleri günleri müjdeliyorlar"

Erbakan hocamızın vefatının 14 seneyi devriyesinde içinde bulunduğumuz coğrafya gerçekten şu anda kötü günler yaşıyor. Yanı başımızdaki Gazze'de on binlerce kardeşimiz katledildi. İnsanların başını sokacakları tek bir hane bile kalmayacıya değin Gazzelilerin üzerine bombalar yağdırıldı. Doktorlar, öğretmenler, öğrenciler, kadınlar, erkekler, yaşlar, çocuklar, ayrım yapmaksızın hepsi katledildi. Üstelik bu soykırımına kalkışanlar ellerini kollarını sallayarak dolaşıyor. Kendilerine bu cüreti verenlerle birlikte poz veriyorlar. Gazze'yi bir tatil beldesine çevirmek için hazırladıkları planları, projeleri utanmadan ortalık yerlerde sosyal medyada paylaşıyorlar. Gazze tahvillerini inanılmaz gerçekten tahammül edilmez bir üslup ve eda ile ortaya koyuyorlar. Kadınları, çocukları hunharca öldürdükleri topraklara çöküp, sahilde güneşlenecekleri günleri müjdeliyorlar. Peki yanı başımızda bunlar yaşanırken ülkenin başındakiler ne yapıyor? Sonuç getiren hiçbir şey yapmıyorlar. Öncelikleri her zaman ticari ilişkiler. Yaptıkları bu. 'Aman menfaatlere zarar gelmesin' diyorlar.

"Güçlü ve itibarlı bir Türkiye'nin coğrafyasına yardım elini uzatabileceğinin farkında olurdu"

Erbakan'ın yaşaması durumunda Gazze ve Filistin'de yaşanılanlara karşı göstereceği tutumu aktaran Babacan, "Filistinli kardeşlerimiz çaresizlik içindeyken Erbakan ne yapardı? Şu andaki iktidarla aynı tavrı almayacağı kesin. Uluslararası hukuku harekete geçirmek için hemen adım atardı." diyerek konuşmasını şöyle sürdürdü:

Rahmetli Erbakan'ı anlatırken şu tek soruyu sormak lazım. Gazze'de insanlar katledilirken, Filistinli kardeşlerimiz çaresizlik içindeyken Erbakan ne yapardı? Şu andaki iktidarla aynı tavrı almayacağı kesin. Ne yapardı? Uluslararası hukuku harekete geçirmek için hemen adım atardı. Türkiye, Uuslararası Adalet Divanı'nda ilk davayı açan ülke olurdu. D8 ülkelerine derhal toplar, ortak bir tutum için bastırırdı. İslam İşbirliği Teşkilatını olağanüstü toplantıya çağırır. Toplu bir tepki için önayak olurdu. İsrail'e ticareti sonlandırmak için aylarca beklemez, bilakis sonuçları ne olursa olsun, soykırım karşısında kesin bir tavır alırdı. 'Köle düzeni' dediği düzene ayak uydurmak yerine, bazı batı ülkelerinin kendi değerlerini nasıl ayaklar altına aldıklarını tek tek ifşa ederdi yüzlerine haykırırdı. Ancak güçlü ve itibarlı bir Türkiye'nin coğrafyasına yardım elini uzatabileceğinin farkında olurdu.

"Erbakan, devletin malına göz dikmezdi"

Siyasetteki herkes de diyalog içerisinde olur. Fakat kimseden de lafını sakınmazdı. En önemlisi hileye, hurdaya bulaşmaz. Zamanında karşı duranların dahi teslim ettiği gibi çalmazdı, çaldırmazdı, harama el sürmezdi. Devletin malına göz dikmezdi. Bugün ülkemizde insanlar açlıkla yoksullukla boğuşuyor. Türkiye'de, reel anlamda geliri artan yüzde 5'lik bir kesime karşı her gün yoksullaşan yüzde 95'lik bir toplum var. Her gün ağırlaşan ekonomik şartlar altında inim inim inliyorlar. Bakın rahmetli Erbakan o yıllarda ne demiş. 'Büyük çoğunluk gittikçe fakirleşirken ufak bir azınlık zenginleşmektedir. Bu durum ülkelerde sosyal patlamalara sebep olur. Yeryüzünde huzur ve güvenlik ortadan kalkar'. Vaktiyle söylediği sözler bunlar, 2025 Türkiye'deki durum vaziyet tam da kendisinin yıllar önce söylediği bu sözlerden ibaret.