Zeliha Aksaz Şahbaz: "AKP’nin uyguladığı Sağlıkta Dönüşüm Programı maalesef sağlıkta yıkıma dönüştü"

Zeliha Aksaz Şahbaz: "AKP’nin uyguladığı Sağlıkta Dönüşüm Programı maalesef sağlıkta yıkıma dönüştü"

(ANTALYA)- CHP Genel Başkan Yardımcısı Zeliha Aksaz Şahbaz, Türkiye’de sağlık güvenliğinin tehdit altında olduğunu belirterek, "AKP’nin uyguladığı Sağlıkta Dönüşüm Programı maalesef sağlıkta yıkıma dönüştü. Özellikle birinci basamak sağlık hizmetlerinin aile hekimlerine adeta bir taşeron mantığıyla verilmesi, koruyucu sağlık hizmetleri ve birinci basamak hizmetlerindeki yetersizlik ile kışkırtılmış sağlık talebi, hem devlet hem de üniversite hastanelerinde çok büyük bir hasta yığılmasına neden oldu. Bu nedenle de randevularda sağlık hizmetine ulaşımda sıkıntı yaşıyoruz" dedi.

CHP Sağlık Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Zeliha Aksaz Şahbaz, partisinin Antalya İl Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında, ülkenin ve kentte sağlık alanında yaşanan sorunlara değindi. Aksaz Şahbaz, şunları söyledi:

"Türkiye'nin sağlık sorunları Antalya'ya da yansımış durumda"

Aksaz Şahbaz, şöyle konuştu:

"Antalya’nın ve ülkemizin genel sağlık sorunlarını konuşmak üzere bir aradayız. Sabah Antalya Tabip Odası, Diş Hekimliği Odasını ve Eczacılar Odası’nı ziyaret ettik. Burada genel olarak Türkiye'nin sağlık sorunları Antalya'ya da yansımış durumda. Başta biz sağlık hakkı olarak tanımlıyoruz. Vatandaşlarımızın hemşehrilerimizin kamusal hizmet olarak sağlık hakkına erişmesindeki engeller gündeme geldi. Ve vatandaşlarımız 5 dakikada bir muayene, tomografi, MR gibi randevuların uzaması ve aynı zamanda, Türkiye'de bulunmayan ilaçların ve ilaç üzerinden alınan katkı paylarının ve muayene katılım paylarının arttırılmasıyla birlikte artık ulaşılabilir nitelikli sağlık hizmeti olmaktan çıktı.

"Randevularda sağlık hizmetine ulaşımda sıkıntı yaşıyoruz"

2003 yılında AKP’nin uyguladığı Sağlıkta Dönüşüm Programı maalesef sağlıkta yıkımı dönüştü. Özellikle birinci basamak sağlık hizmetlerinin aile hekimlerine adeta bir taşeron mantığıyla verilmesi, koruyucu sağlık hizmetleri ve birinci basamak hizmetlerindeki yetersizlik ile kışkırtılmış sağlık talebi, hem devlet hem de üniversite hastanelerinde çok büyük bir hasta yığılmasına neden oldu. Bu nedenle de randevularda sağlık hizmetine ulaşımda sıkıntı yaşıyoruz.

"Söz verilmesine rağmen Manavgat Devlet Hastanesi’nin henüz temel atma oranında kaldığı öğrendik"

Bunun yanı sıra sağlıkta özelleştirme de gündeme gelmesiyle kamu kaynakları özel hastanelere aktarılıyor ve hastalarımız ceplerinden daha fazla sağlık harcaması yapmak zorunda kalıyor. Çünkü devlet hastanesi telifli sağlık hizmetini oluşturamayan hemşehrilerimiz, giderek özel hastanelerden sağlık hizmeti almak zorunda kalıyorlar ve daha fazla ücret ödüyor. Tabi Antalya'ya özel sağlık hizmetleri bakımından oran olarak yüksek, Türkiye ortalaması üzerinde bir sağlık hizmeti alıyor. Antalya özelinde konuşmak gerekirse öncelikle Manavgat Devlet Hastanesi’nin sözü verilmesine rağmen zemin konusunda yapılan yanlış seçimden dolayı hâlen yapılamadı. Defalarca söz verilmesine rağmen Manavgat Devlet Hastanesi’nin henüz temel atma oranında kaldığı öğrendik.

"Hastanelerimizde tüm Türkiye'de yaşanan eksiklikler var"

Bunun dışında Atatürk Devlet Hastanesi'nin Şehir Hastanesi’nin açılmasıyla birlikte hizmet dışına bırakılması gibi bir konu gündeme geldi. Fakat biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Atatürk Devlet Hastanesi’nin çok önemli olduğunu düşünüyoruz ve sahip çıkıyoruz. Hem arazisinin rant değerinin yüksekliği ve işler dışı bırakılması tehlikesine karşı Cumhuriyet Halk Partisi olarak hastanemize sahip çıkıyoruz. Sonuna kadar da halkımızın hizmetinde olması için de mücadelemize devam edeceğiz. Hastanelerimizde tüm Türkiye'de yaşanan eksiklikler var. Eksikliklerinde bir an önce tamamlanmasına gerektiği için teçhizat olarak gerek hekim ve sağlık emekçisi anlamında kadromuzdaki eksikliklerin tamamlanması yönünde sayın Bağlık Bakanlığı'ndan talebimiz var.

"Sağlık güvenliğimizin ciddi anlamda tehdit altında olduğunu görüyorum"

Sağlık olarak gerçekten tüm Türkiye'de mağduriyetler yaşıyoruz. Ben sağlık güvenliğimizin, can güvenliğimizin ciddi anlamda tehdit altında olduğunu görüyorum. Geçtiğimiz dönemde Burdur Devlet Hastanesi’nde bir diyaliz skandalı yaşandı. Orada insanlara saf su verilmesi gerekirken su tanklarına antifriz karışması sonucunda bir alkol zehirlenmesi yaşandı. Ve 3 hasta hayatını kaybetti. 33 hastamızda entübe edilerek yoğun bakımda tedaviye alındı. Bu gerçekten çok çok ağır bir tabloydu. Fakat aradan geçen zamana rağmen yargılama anlamında somut bir açıklama yapılmadı kamuoyuna. Sorumlular bu konuda da gerekli müeyyideler uygulanmadı. Bunu takiben Murat Dilmener Hastanesi’nde İstanbul'da su borularının patlaması nedeniyle yeni doğan yoğun bakımı boşaltılırken bir bebeğimiz hayatını kaybetti. Evet son olarak da yine İstanbul'da kanuni Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi’nin en üst katındaki bakım servisinde bir karbonmonoksit zehirlenmesi meydana geldi. Bütün bunlar bizi devlet hastanelerinin artık halkın sağlık güvenliğini can güvenliğini tehdit eder boyuta geldiğini gösteriyor.

"Sakatlanan bebeklerin ailelerin müdahillik talepleri kabul edilmedi"

Fakat bundan çok daha çarpıcı olan ne geçtiğimiz dönemde kamuoyunda büyük bir infiale sebep olan hepimizi çok ciddi bir şekilde korkutan bir yenidoğan çete davası var. Yenidoğan çete davası Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor ve üçüncü tamamlanarak bir ara karar verildi. Biz davayı başından beri takip ediyoruz. Bizzat ben giderek orada davaları takip ediyorum, dinliyorum. Bu dava, Türkiye’de özelleştirilen ve sermayenin kar hırsına terk edilen sağlığımızın, bütün vatandaşların can güvenliğinin ne kadar büyük bir tehdit altında olduğunu ortaya koydu. Orada daha fazla kar amacıyla kast edilen maalesef en masumlarımız yeni doğan bebeklerimiz oldu. 2023 yılında başlatılan soruşturmayla birlikte dinlemelere takılan 11 bebeğimizin bu çete eliyle kaybettiği yönünde bir sonuca ulaştık. Fakat biz biliyoruz ki devam eden süreç içerisinde çok daha fazla bebeğimizin yaşamını kaybettiği, sakat kaldığı ve bunun bir hatalı sorun olarak büyük bir olay olduğunu görüyoruz. Fakat maalesef mahkeme heyeti sivil toplum örgütlerinin, baroların, tabip odalarının, siyasi partilerin ve bu durumdan daha önce bu çetenin marifetiyle sağlığını kaybettiğini, sakatlanan bebeklerin ailelerin müdahillik talepleri kabul edilmedi.

"Bu çete davası, AKP’nin sağlık politikalarından, rant düzeninden ayrı düşünülemeyecek bir dava"

Bu yönüyle bu dava gerçekten orada olan sanık avukatlarının şov yaptığı bir alana dönüştürüldü. Bunun dışında İstanbul’da 19 hastanede bu örgütlenen çetenin dönemin Sağlık Bakanlığı tarafından adeta görmezden gelindiğini de ortaya koyuyor. Defalarca ihbar edilmesine rağmen denetlenmeyen, hizmet standartları etkin bir şekilde kontrol edilmeyen bu hastaneler sonucunda büyük bir kayıp yaşadığımız dava ortaya çıkmış durumda. Biz davayı izlediğimizde görüyoruz ki bunu denetlemekle sorumlu olan herhangi bir kamu görevlisi bu davada sanık olarak yer almıyor. Baktığımız zaman önceki dönem sağlık bakanlarından Müezzinoğlu'nun da bu hastanelerden birinin sahibi olduğunu görüyoruz. Yani bu çete davası AKP'nin sağlık politikalarından, rant düzeninden ayrı düşünülemeyecek bir dava. Son duruşmada basından öğrendiğimiz, orada sanık avukatlarıyla birlikte takip ettiğimiz süreçte şöyle bir bilgi düştü kamuoyuna. Özel Güney Hastanesi'nin mesul müdürü Ali Dirik, ‘Bizim hastanemizin yenidoğan yoğun bakımı 3. dereceden yapılan denetimler sonucunda birinci dereceye düşürüldü. Bizim hastanemizin sahibi o dönemin sağlık müdürü olan Sayın Sağlık Bakanı ile görüştü. Hatta ben de görüştüm. Hatta birkaç gün sonra o görüşme sonrasında tekrar denetleme yapıldı. Hastanemiz tekrar 3. dereceye yükseltildi’. Sonrasında yaşananları hepimiz biliyoruz. Yani dönemin sağlık müdürü olan 2016 yılından beri İstanbul’da Sağlık Müdürü olarak görev yapan şu anki Sağlık Bakanı’nın bu olayda bilgi sahibi olduğu yönünde bir durum ortaya çıkmış durumda. Bu çeteye göz yumulduğu ortaya çıkıyor. Biz diyoruz ki 2016 yılından beri defalarca ihbar edilmesine rağmen etkin denetim yapmayan ve şu anda Sağlık Bakanı olarak görev yapan Sayın Kemal Memişoğlu'nun bir an önce bu görevden istifa etmesi ya da el çektirilmesi gerekiyor ki bu dava etkin bir şekilde görülebilsin ve kamuoyu vicdanı rahatlatacak şekilde sonuçlanabilsin. Fakat şu anda hiçbir kamu görevlisi burada yargılanmamakta.

"Nitelikli sağlık hizmeti bir süre sonra neredeyse imkansız hale gelecek"

Bunun dışında şu anki sağlık sistemi artık halkımız için sağlıksızlık üretme boyutuna gelmiş durumdadır. Biz bugünkü ziyaretlerimizde daha önceki çalışmalarımızdan biliyoruz ki nitelikli sağlık hizmeti bir süre sonra neredeyse imkansız hale gelecek. Çünkü sağlık eğitiminde arttırılan kadrolar, kontenjanlar, niteliksiz eğitim, öğretim üyelerinin yetersiz olduğu çok sayıda fakülte açılması sebebiyle çok sayıda sağlık profesyoneli mezun ediliyor. Fakat bu yetersiz eğitimle karşımıza gelen bu hekim olsun, eczacılık, diş hekimliği fakülteleri bir süre sonra bu halk sağlığını tehdit edecek duruma gelecek.

"Çok basit ilaçlara bile ulaşamıyoruz"

Bunun dışında bugün çok sayıda ilaca erişim sağlayamıyoruz. Fiyat politikalarından dolayı çok sayıda ilaç firması Türkiye’den çekilmiş durumda. Çok basit ilaçlara bile ulaşamıyoruz. Bunun dışında SGK, kanser ilaçları gibi ya da bizim yetim ilaç dediğimiz ilaçlara ulaşma noktasında ödeme yapmadığı için vatandaşlarımız mahkemeye başvurarak ancak ilacın ücretini alabiliyorlar. Eğer bu yoksulluk ortamında dava açacak ekonomik gücü yoksa o zaman bu ilaçlara erişemiyorlar ve kaderlerine razı gelmek zorunda kalıyorlar. Bu da çok büyük mağduriyetler oluşturan, hayatı tehdit eden boyutta bir olaydır. Halkımızın nitelikli sağlık hizmetine kavuşmasını bekliyoruz."