Doğa ve yaşam alanları mücadelesinde kadınlar: ''Cesaretin önünde durabilecek hiçbir şey yok. Ekoloji mücadelesinde en çok gördüğümüz şey bu''

Haber: Erva GÜN
(ANKARA) - Türkiye genelinde doğanın, yaşam alanlarının ranta ve talana açılmasına karşı kadınların mücadelesi öne çıkıyor. Kazdağları'nda Kanadalı Alamos Gold şirketi ile Akbelen Ormanları'nın kesimine karşı mücadele eden Füsun Kayra, ''Cesaretin önünde durabilecek hiçbir şey yok aslında. Ekoloji mücadelesinde en çok gördüğümüz şey bu. Çünkü bu cesareti herkes göstermiyor. Özellikle erkekler yerelde mücadele alanlarında göstermiyor'' dedi.
Türkiye'de maden ocağına, altın madenciliğine, termik ve hidroelektrik santrallere karşı olarak gelişen ekoloji mücadelesi aynı zamanda kadın hareketi içerisinde de önemli bir rol oynadı. Ekoloji Birliği Kadın Meclisi Eş Sözcüsü ve Kazdağları Ekoloji Platformu Kooridnasyonu üyesi Füsun Kayra, ekoloji mücadelesinde yer alan kadınları ANKA'ya anlattı.
Kayra, kadınların doğalarını, yaşam alanlarını sahiplendiklerini ve var etmek etmek için ellerinden geleni yaptıklarını belirterek, şunları söyledi:
''Ekoloji hareketlerinde kadınların mücadeleyi nasıl sırtladıkları, nasıl ileriye taşıdıkları üzerine çok şey söylendi. Aslında bu yeni bir şey de değil. Biz bu işi bin yıllardır yapıyoruz. Tabii kapitalizm, ataerkil kapitalist sistem ilerledikçe bu saldırılar çok daha yoğunlaştı ve ülkemiz gibi ne yazık ki bütün bu sömürgecilik madenciliğine, sömürgecilik tavırlarına maruz bırakılan ülkelerde bu saldırılar çok daha yoğun yaşanıyor. Bu anlamda kadınlar ülkenin demokratik kaybedişleri düşünüldüğünde aslında büyük bir cesaretle, büyük bir özveriyle ve korkmadan, yılmadan ekoloji mücadelelerindeki yerlerini koruyorlar.
''Kadınlar mücadele kazanımlarından dolayı neleri değiştirebileceklerini görüyorlar''
Bu mücadele içerisinde yer alıyor olmaları bütün bu toplumsal cinsiyet rollerinin dayattığı bir takım durumları da değiştiriyor. Aileleriyle, bulundukları yereldeki diğer erkeklerle aralarındaki iletişim, aralarındaki diyalog kurma biçimi yani bütün yapı mücadele içinde altüst oluyor. İyiye evriliyor elbette. Kadınlar kendi kimliklerini keşfediyorlar. Bu mücadele ile özgüvenleri artıyor. Mücadele kazanımlarından dolayı neleri değiştirebileceklerini görüyorlar. Bu doğrultuda kendilerini ve hareketi de daha ileriye taşıyorlar. Erkekler de aynı tavrı görmek mümkün olmuyor yereldeki mücadelelerde özellikle. Bu anlamda toplumsal cinsiyet rollerinin dayatıldığı bu ülke topraklarında hatta dünya üzerinde diyelim aslında kadınlar bütün bu cinsiyet rollerini ellerinin tersiyle iterek var olmak istedikleri şekilde, doğayı da nasıl var etmek istiyorlarsa o şekilde savunarak ve kendilerinin de o savunmanın içerisinde konumlandırarak hareket ediyorlar.
''Erkek egemen sistemi içerisinde bütün bu özneleri de kendilerini değiştirdikleri ölçüde değiştirmeye başlıyorlar''
Mücadele alanlarındaki kadınların durumu elbette çok büyük değişimlere gebe. Çünkü bu ifade etme şeklinden kaynaklı olarak büyük bir değişime uğruyorlar. Büyük bir gelişim geçiriyorlar. Kendilerini de dönüştürdükleri, değiştirdikleri gibi aynı zamanda içinde bulundukları aile bireylerini de değiştiriyorlar, çocuklarını da değiştiriyorlar, eşlerini, babalarını, abilerini değiştiriyorlar. O erkek egemen sistemi içerisinde bütün bu özneleri de aslında kendilerini değiştirdikleri ölçüde değiştirmeye başlıyorlar. Bunun çok önemli sonuçları oluyor. Bu kadınlar öncelikle kendileri gibi başka kadınlar olduklarını da öğreniyorlar. Dolayısıyla bir yalnızlıklık duygusundan da arınıyorlar. Bu yalnızlık duygusundan çıktıkları için de o dayanışmayla, o bir arada olmayla, o kız kardeşlik duygusuyla daha da bir yakınlaşma ve o samimi mücadelenin birbirine aktarılması dizisi oluşuyor. Böyle olunca da tümüyle o kapitalist sisteme karşı da bir duruş sergilemek daha kolay oluyor.
''Cesaretin önünde durabilecek hiçbir şey yok''
Cesaretin önünde durabilecek hiçbir şey yok aslında. Ekoloji mücadelesinde en çok gördüğümüz şey bu. Çünkü bu cesareti herkes göstermiyor. Özellikle erkekler yerelde mücadele alanlarında göstermiyor. Eğer kadınlar bu cesareti gösterip hem devlete hem de şirketlere karşı ayakta durup, yaşam alanlarını, geçim kaynaklarını, çocuklarının geleceğini sahiplenip, bunun mücadelesi ve hak savunuculuğu yapıyorlarsa bence her zaman öne çıkartılmalılar. Desteklenmeliler ve hakları yenilmemeli. Bu anlamda toplumsal cinsiyet dile getirmek, göstermek ve başkalarının da bundan örnek almasını sağlamak önemlidir bu noktada. O yüzden kadınların ekoloji hareketinde öne çıkartılması, desteklenmesi, fark edilmelerini sağlanması, gündeme taşınması her şeyden daha önemli diye düşünüyorum.''