Özgür Özel: “Yalancı tanık yaratarak boş dosyayı doldurmaya çalışıyorsunuz. Asla ve asla başaramayacaksınız”

(ANKARA) - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu yargılandığı yolsuzluk soruşturmasına ilişkin olarak, "Yalancı tanıklık teklif ediliyor ve zorlanıyor. Eskiden İBB ile çalışmış, şu anda TRT, bakanlıklar, Anadolu Ajansı (AA) gibi kurumlarla çalışan firmalara, ‘Geçmişe yönelik şöyle bir beyan verin. Böyle bir beyan verirsen çok rahat edersin’ deniyor. Buna mücadele eden, bugüne kadar böyle ifade vermeyenlere güçlü olmalarını, haklılık zeminini kaybetmeyip suça bulaşmamalarını özellikle telkin ediyorum. Yalancı tanık yaratarak boş dosyayı doldurmaya çalışıyorsunuz. Asla ve asla bunu başaramayacaksınız” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Özel, şunları kaydetti:
"Ekrem Başkan’ı yolsuzlukla, terörle itham ettiler. Biz bu oyunu gördük. Aslında meseleyi çorap söküğü gibi başından çözdük. Her şey, herkesin gözünün önünde oldu. Temmuz ayında kimi anketlerde yerel seçim oyunun da üstünde oy alan, AKP ile farkı açan CHP’de ‘Bunu boz’ dediklerinde teğmenlerle ilgili ilk adımı atmalar, İzmir’de yaşanan bir olay üzerinden dünya kadar linç kampanyaları yürütmeler, ardından temmuz ayında, ‘Bunları mali yönden sıkıştırın’ deyip adını sonradan ‘silkeleme’ koymalar ekimde... Ve bir siyasiyi - o gün dedim, görevlendirildidiği gün, ‘Sana İstanbul’da ihtiyacım var Akın’ lafı, atmosferde bir yerde duruyor. O teknoloji geldiğinde, o cümleyi Erdoğan’ın sesinden dinleteceğiz size. Ve o Akın, 9 Ekim gittiğinden beri; 29 Ekim’i 30 Ekim’e bağlayan gece Esenyurt operasyonuyla başlayan süreci biliyorsunuz. Ayşe Barım niye alınmış, onu da görüyorsunuz. 12 sene sonra Gezi’ye niye geri gidilmiş, onu da görüyorsunuz. Gazeteciler niye alınmış olmadık şeylerden, hepsini görüyorsunuz.
“Bugüne korku salmak için, o güne hesap sormak için değil”
Gazetecileri, aydınları, sanatçıları bastırmanın ‘Bir gün şey yapacağız. Tweet atacak kimsede cesaret kalmasın. Sokağa çıkacak kimse olmasın.’ 12 yıl sonra bile Gezi olaylarından hesap soruluyor. Olmuş, bitmiş, 12 yıl geçmiş, Akın Gürlek geri gitmiş, TRT’den Gezinin kaydını alacak, o kayda bakıp vatandaş cezalandıracak. Bugüne korku salmak için, o güne hesap sormak için değil. O günden beş arkadaşımız hepimiz adına haksız yere yatıyor zaten. Üçü erkek, ikisi kadın Silivri ve Bakırköy’de o günün hesabı haksız, hukuksuz, üç kere beraat etmelerine rağmen yatıyorlar zaten. Bugüne cesaret kırmak için yaptılar bunu.
"Ekrem İmamoğlu‘nun arkasında bütün örgüt olarak duracaktık ama bütün Türkiye geçti arkasına"
Elbette 15 gün boyunca, mesela son üç ay MASAK raporu konuştuk. Raporun 10’unda yazıldığı, 17’sinde teslim edildiği... Yani Savcılığın daha MASAK’tan raporu 3 Mart’ta istediği, 10 Mart’ta görevlendirme olduğu, 17 Mart’ta raporun bittiği; tutuklamadan iki gün önce raporun savcının eline geçtiği ortada. Aralık, ocak, şubat MSAK konuşturmuşlardı, hatırlayın. Şimdi öyle bir yakalandılar ki. O adımlarını sıklaştırdı, biz sıklaştırdık. Onun hedefi Ekrem İmamoğlu’ydu. Biz de Ekrem İmamoğlu‘nun arkasında örgüt olarak duracaktık ama bütün Türkiye geçti arkasına. Ama onun attığı her adım bizim atığımız adımlarla yarışırken ön seçim gününden dört gün önce, dört günlük gözaltı süresiyle ön seçim günü İtalyan mafyasının infazı gibi adayı hapse koydu adamlar. Meselenin kendisinin hukuki olmadığı zaten buradan belli.
“Bildiğin İtalyan mafyası”
Ön seçim aday adaylık başvurusunu yaptığı gün, diplomanın iptali için başvuru yapılır mı? Bildiğin İtalyan mafyası. ‘Adaylık için ne lazım?’ ‘Diploma.’ ‘Adaylığa mı başvuruyosun? İptal ediyorum diplomayı.’ Operasyonun yapılmasından bir gece önce iftar vakti diploma iptal etti adamlar. Okul etmiyor diye, üniversitenin yönetim kuruluna ettirdiler. O kadar aceleye gelmiş ki MASAK raporu bomboş. İddiamız, talebimiz: TRT’den canlı yayın bütün yargılama, bütün sorular bütün cevaplar. Ekrem Başkan’ı tutuksuz yargılayın. Tutuklu da olsa talebimiz değişmiyor. Ekrem Başkan’a soruları sorun, cevapları millet duysun. Bu noktadayız ya, dökülüyor ya, her şey üç ağaç isimli odunun verdiği ifadelere dayanıyor ya gizli tanıklara, meşelere, çınarlara; şimdi orası tıs hiçbir şey yok. Bir de o iftirayı atanın 55 suçu çıkmış, paçasından yolsuzluk akıyor, öbür tarafı kadın tacizi. Diğer bazı gerçek tanıklar var. Onlar da zaten suç deposu. Her pisliğin içine karışmışlar.
“Yalancı tanıklık teklif ediliyor ve zorlanıyor”
Şimdi yetmez, yalancı tanıklık teklif ediliyor ve zorlanıyor. Kime biliyor musunuz? Eskiden, bir süre, sözleşmesi devam ederken İBB ile çalışmış olup sonradan çalışmayan ve şu anda TRT, bakanlıklar, Anadolu Ajansı (AA) gibi kurumlarla çalışan firmalara, ‘Geçmişe yönelik şöyle bir beyan verin.’ ‘Olmadı’ diyor. ‘Bu beyanı vermen lazım.’ Burada yediği ekmekle yalancı tanık pazarlığı yapıyor. ‘Bak buradan ihale alıyorsun sen, oradaki ihaleyle ilgili bunları neden konuşmuyorsun?’ ‘Başıma gelmedi. Varsa da ben bilmiyorum.’ ‘Bak, bildiğini söylemiyorsan başın derde girer’ diyor, oradan tehdit ediyor. Telefonla -o telefonların her bir tanesi de duruyor-, yüz yüze, ‘Olmuştur bir şeyler, iyi düşün. Bak, nasıl anlattı bana filanca’ deyip okuyor, ‘Sen de hatırlamıyor musun bunları? Böyle bir beyan verirsen çok rahat edersin’ diyor.
“Bugüne kadar böyle ifade vermeyenlere güçlü olmalarını, haklılık zeminini kaybetmeyip suça bulaşmamalarını telkin ediyorum”
Bu yalancı tanık meselesi birileri tarafından büyük bir suça zorlama olarak maalesef bir kısmı Çağlayan Adliyesi’nde, bir kısmı hakimevlerinde, bir kısmı direkt yanlarına birilerini yollayarak yalancı tanıklığa zorlanan insanlar var. Bu insanlar sıkışmış durumdalar. Bir yandan tehdit ediliyorlar aldıkları ihalalerle, yaptıkları işlerle ama bir yandan yalancı şahitlik yapmanın vicdanı, ahlaki, dini... Kimi öyle demiş, ‘Hiçbir şey olmasa dinen günah. Nasıl bilmediğimi söyleyeceğim’ demiş. Buna mücadele eden, bugüne kadar böyle ifade vermeyenlere güçlü olmalarını, haklılık zeminini kaybetmeyip suça bulaşmamalarını telkin ediyorum. Ergenekon, Balyoz sürecinde, ‘Ben bu davanın savcısıyım. Baykal da darbecilerin avukatı’ diyordu Erdoğan. Onların darbeci olmadığı, esas o davayı yürüten FETÖ’cülerin darbeci olduğu çıktı. Erdoğan’ın o zaman altına zırhlı Mercedes verdiği Zekeriya Öz, fare gibi sınırdan kaçtı. Erdoğan da döndü, ‘Rabbim ve milletim beni affetsin, aldatıldım. FETÖ’cüler beni kandırmış’ dedi. Erdoğan oturmaya devam ediyor, Zekeriya Öz firarda. Bakın, yalancı tanıklara ne olmuş o günkü? Öyle bir şey ki rahmetli anneannem derdi ‘Oğlum, birileri kaçar, kendini kurtarır. Sen yanarsın’ diye. Anneannemden size vasiyet: Siz yanarsınız.”
“Yalancı tanık yaratarak boş dosyayı doldurmaya çalışıyorsunuz. Asla ve asla başaramayacaksınız”
Ergenekon ve Balyoz sürecindeki savcıların isimlerini sayarak onların firari olduğunu belirten Özel, yalancı tanıklıktan hapiste olanların isimlerini okuyarak konuşmasına şöyle devam etti:
"Savcı Zekeriya Öz, Fikret Seçen, Sedat Sami Haşıloğlu, Hadi Çağdır; bunların hepsi firarda. FETÖ örgütü bakıyor bunlara. Erdoğan da sarayda. Bayram Bozkurt, gizli tanık. Adı: Efe. Hatırlarsınız, Ergenekon’un meşhur Efe’si. Suç türü: Yalancı tanıklık, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve silahlı terör örgütüne üyelik. 15 yıl, 2 ay, 15 gün; hapiste. Serkan Zirek, gizli tanık. Tanık adı: Munzur. Suç: Yalancı tanıklık. Ceza: 8 yıl, 10 ay, 20 gün. Gizli tanık: Ahmet Koç. Yalancı tanıklıktan 8 yıl, 10 ay, 20 gün. Ahmet Demir, okul müdürü. İftira ve yalancı tanıklık suretiyle hürriyetinden yoksun bırakma suçundan 8 yıl, 9 ay. Eski Emniyet Müdürü Mehmet Fecri Yıldız, iftira suretiyle kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, yalancı tanıklık, örgüt üyeliği. 21 yıl, 10 ay,15 gün. Bunlar yatıyor. Savcılar kaçıyor. ‘Ben savcıyım’ diyen hayatını yaşıyor. Olan yalancı tanığa oluyor. Kaçamazsın adaletten. Bugün kaçarsın, yarın kaçarsın, öbür gün yakalanırsın. Bir adama yalancı tanıklık yaptırıyorsan demokrasi gelince mecbur kaçacaksın. Yoksa yakalayacağız, hapiste yatacaksın. Normal görevini yapmadığından kaçmış bu adamlar. Yoksa bir savcı niye kaçsın? Bugünkü savcılardan, başsavcılıktan gelir yalancı tanık, ‘Şunu yollayacağım, ifadesini al.’ Kapat kapıyı, sor: ‘Bu olayları yaşadın mı, sana birileri böyle dedi mi? İşinle tehdit etti mi? Bak, bu yarın çıkar’ de. Gerçekten tanık ifadesi alana kim ne diyecek? Buyurun mahkemeler orada, bina orada. Bir tanıklığı olan gitsin, anlatsın. Ama yalancı tanık yaratarak boş dosyayı doldurmaya çalışıyorsunuz. Asla ve asla bunu başaramayacaksınız.
“Beni çağırsınlar, sorsunlar, ben söyleyeyim kim olduğunu”
Sinan Burhan, tarih 11 Mart, 19 Mart darbesinden sekiz gün önce, bir televizyonda konuk gazeteci. Canlı yayında, ‘Gecenin manşeti geldi. Kaynağımı açıklamamı istemeyin ama Ekrem İmamoğlu bayramdan önce tutuklanacak’ diyor. Olacakları sayıyor orada. ‘Kaynağından emin misin’ diyor karşısında bir gazeteci meslektaşınız var. ‘Eminim, bir siyasetçi’ diyor. Sonradan ortaya çıkıyor, Cumhur İttifakı’na mensup partilerden birinin genel başkan yardımcısı. Ondan sonra, ‘Bu millet bize niye inanmadı’ toplantıları yapıyorlar. Şöyle diyorlarmış: ‘Diplomaya hiç girmeyecektik’ diyenler bir önemli grup. ‘Hepsinden birden üstüne gitmeyecektik, sırf yolsuzluğu konuşacaktık.’ MASAK raporunun talep edildiği, görevlendirme yapıldığı gün 10 Mart. Teslim edildiği gün 17 Mart. Daha MASAK raporu çıkmamış, küçük ortaktan genel başkan yardımcısı biliyor ki tutuklanacak bayramdan önce, Sinan Burhan’a mesaj atıyor. Sinan Bey açsın, göstersin. Ben kimden geldiğini biliyorum. Sinan Bey desin ki, ‘Hayır, o ondan gelmemişti’ desin. Aralarındaki SMS trafiğini, Whatsapp trafiğini inkar etsinler. İnanır mı bu millet size, mümkün mü? HSK diye bir kurum yok mu? Bu kurumun bir müfettişi yok mu? Bir murakıbı yok mu? Bir görevlendirme yok mu? Bu Sinan Burhan’a sormayacak mı? Dönüp de hakime demeyecek mi, ‘MASAK raporu gelmeden nasıl oluyor bu işler?’ O telefon kayıtlarına bakılmayacak mı? Mesela beni çağırsınlar, sorsunlar, ben söyleyeyim kim olduğunu. O da baksın bu mesajlaşmalara. Zaten inkar etmezler de.”
(SÜRECEK)