CHP Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan: "İktidarın yargıyı araçsallaştırarak halkın ekonomik tepkisini bastırmaya çalışması hukuk dışıdır"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan: "İktidarın yargıyı araçsallaştırarak halkın ekonomik tepkisini bastırmaya çalışması hukuk dışıdır"

(ANKARA) - CHP Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan, "Boykot bir suç değildir, ifadedir. İktidarın yargıyı araçsallaştırarak halkın ekonomik tepkisini bastırmaya çalışması hukuk dışıdır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, sosyal medya üzerinden yapılan boykot çağrılarına karşı 'nefret', 'ayrımcılık' ve 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik' gibi suçlamalarla resen başlattığı soruşturma, hukuk devleti ilkesine ve temel insan haklarına açıkça aykırıdır. Bu soruşturma, toplumsal barışı korumaktan çok, iktidara yakın sermaye çevrelerini koruma refleksiyle, halkın anayasal haklarını bastırmaya yönelik bir girişimdir" dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'in 2 Nisan boykotlarına ilişkin sosyal medya açıklamasına tepki gösterdi. CHP'li Bakan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada boykot paylaşımlarına yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın soruşturma başlatmasına ilişkin ise hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğunu belirtti. Bakan, yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

"BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ifade özgürlüğünü ve barışçıl protesto hakkını güvence altına alır"

"Boykot bir suç değildir, ifadedir. İktidarın yargıyı araçsallaştırarak halkın ekonomik tepkisini bastırmaya çalışması hukuk dışıdır. Boykot, evrensel bir demokratik haktır. Bir malı almamak, bir hizmeti kullanmamak, parasını nereye harcayacağına kendi vicdanına ve değerlerine göre karar vermek, her yurttaşın temel hakkıdır. Bu hak, hem iç hukukta hem de uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmıştır: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi düşünce ve ifade özgürlüğünü korur. BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ifade özgürlüğünü ve barışçıl protesto hakkını güvence altına alır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 25. ve 26. maddeleri, düşünceyi açıklama ve yayma hakkını düzenler. Bu bağlamda boykot çağrısı, bir yurttaşın kendi ekonomik tercihleri yoluyla toplumsal ya da siyasi bir duruş sergilemesidir. Dünyadan örnekler: ABD’de Colin Kaepernick ve birçok sporcu, ırkçılığa karşı bazı markaların ürünlerini kullanmayarak kitlesel boykotlara öncülük etti. Fransa’da Danone, çevresel etki ve işçi hakları ihlalleri sebebiyle tüketiciler tarafından uzun süreli boykot edildi. İngiltere’de Marks & Spencer gibi büyük firmalar, Filistin politikaları nedeniyle tüketicilerin hedefi oldu. Tüm bu örneklerde devletler, bu protestoları cezalandırmak bir yana, ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirdi.

"Devlet, vatandaşına parasını nasıl harcayacağını dikte edemez"

2 Nisan’da gerçekleşecek olan bir günlük boykot eylemi, sadece bir ekonomik tepki değil, aynı zamanda yurttaşların demokratik tepkisini barışçıl yoldan ortaya koyduğu anayasal bir tutumdur. Bu eylemler, seçim ekonomisine hazırlanan ve kasayı doldurma arayışında olan iktidarın planlarını sekteye uğrattığı için hedef alınmaktadır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, sosyal medya üzerinden yapılan boykot çağrılarına karşı 'nefret', 'ayrımcılık' ve 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik' gibi suçlamalarla re’sen başlattığı soruşturma, hukuk devleti ilkesine ve temel insan haklarına açıkça aykırıdır. Bu soruşturma, toplumsal barışı korumaktan çok, iktidara yakın sermaye çevrelerini koruma refleksiyle, halkın anayasal haklarını bastırmaya yönelik bir girişimdir. Ancak unutulmamalıdır ki devlet, vatandaşına parasını nasıl harcayacağını dikte edemez. Bu ancak otoriter rejimlerde mümkündür.

"Boykot hakkını daha önce Erdoğan'da kullanmıştır"

Türkiye’de boykot çağrısı yapmak suç değil, haktır. Bu hakkı daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’da kullanmıştır ve kimse Erdoğan’a toplumsal ve ekonomik hayatı hedef alıyorsun dememiştir. Erdoğan’ın boykot çağrısı 'siyasi fanatizm' ve 'sosyal bölücülük' olarak da kayda geçmemiştir. İktidarın bu kadar saldırgan bir şekilde vatandaşın satın alma özgürlüğünü engellemeye çalışması ve boykot hakkını yargı yoluyla bastırmak istemesi, tüketim gücünün muhalefette olduğunun ve atılan adımın etkili olduğunu göstermektedir. Boykot hukuk devletinde suç değildir. Boykottan suç ve suçlu çıkarmak, korku rejiminin ta kendisidir.